23/03/2011
Soluk
ateş altındaki bir anlık sessizlik
sessizliği yırtan bir tekbir
yalnızlığın ortasında uzanan bir el
öyledir,
umutlar infakın
umutlar tevekkülün
soluk alıp vermesidir.
17/03/2011
Yumruksuz
28 Şubat’ın akabinde yazdığım satırlar…
canhıraş tekmelerle çal kapıları,
uyuyan uyumayan herkes kalksın.
korkut dağın efelerini,
dağıt şehrin zorbalarını
canhıraş tekmelerle döv kapıları
uyuyan uyumayan herkes kalksın.
hırlayan bir öfkeyle üstümüze gelen
bu kuru kalabalığı sök yerinden,
kazı, sil, temizle, dök…
bulaştığı meydan ve caddelerden.
canhıraş tekmeler savur diyorum;
yumruk istemiyorum,
yumruk mergup kavgalar içindir,
tekme savur, taş al ve at,
üstümüz kirlensin istemiyorum.
Blog yazmak özgürlüktür!
Yazın dünyasıyla haşır neşir olduğumdan beri iki satır yazımı bir dergiye göndermeyi düşünmedim. Kendimi aramaya koyulurken kurduğum cümleleri bir başkasıyla paylaşmaya hazır değildim o zamanlar. Yazdıklarımı okuyanların yapabileceği eleştirilerinden korkardım veya utanırdım. Okuduğum veya duyduğum eleştirilere maruz kalmak gerçekten de korkunçtu. Oysa yazı yazılmalı ve özgür bırakılmalıydı. Edebiyat ve şiirle olan mesafeli ilişkim sevimsiz eleştirilerin gölgesinde kaldı ve ben de bir okur olarak kalmaya devam ettim.
Bir dergi veya bir gazete tarafından beğenilmek, onlara kendini göstermeye çalışma gayreti hiçbir zaman bana sevimli gelmedi. Zira her ne kadar usta olsalar da üslup ve içerik bakımından beni cezbetmeyen kimi eserlerin sahipleri de zaman zaman benden tam puan almıyorlardı. Peki ben bu eleştirimi nereye yapacaktım? Yazarların kapısında şikayet kutuları yok maalesef. Olmasını da bekleyemeyiz. Yayın organlarının, yazarların bunca insanın isteklerini, ifade ettikleri şeyleri yayınlamayı bırakın, dinlemeye bile fırsatları yok. Hani derler ya “Cv’ni bırak” diye, dinlemeye zamanı olmayan meşguller; emin olun Cv okumaya da fırsatları yok! Varsın olmasın…
Bu düşüncelerle yazılarımı bir yayınevine, bir dergiye gönderemeyen ben, blogların çıkmaya başladığı günlerden itibaren blog yazarlığını düşünmeye başladım. Gelip geçici bir heves olacağını düşündüğüm için pek üzerine düşmedim. Oysa ki düzenli ya da düzensiz yazılabilen, her konu üzerine eğilebildiğimiz, yoruma açık, yazılarına fotoğraf, resim ya da video ekleyebildiğin,yazıları istediğin kadar uzatabildiğin, içten ya da nesnel olabildiğin, başlık kullanmak zorunda olmadığın, yazılarını aynı bakış açısıyla ve aynı biçemle yazmak zorunda kalmadığın, yazılarını bölümlendirebildiğin, kimseyle tartışmak, ağır eleştiriler almak ya da yapmak zorunda olmadığın ve herşeyden önce yazılarını satmadığın bloglar için şunu şimdi gayet net olarak söyleyebiliyorum;
Blog yazmak özgürlüktür!

